Türkiye’de uzun yıllardır öğrenciler ortaokuldan liseye, liseden de üniversiteye geçerken isimleri sürekli değişen sınavlara girmek zorunda bırakılıyor. Bugün adına LGS ya da YKS dediğimiz sınavın ertesi gün değişmeyeceğinin garantisi maalesef yoktur. Temel problem ise bu sınavların her gün adının değişmesi değil, Türkiye’deki eğitim ve öğrenimde sistemsel birtakım sorunlar olmasıdır. Bu sebeple yazımızda her gün değişen sınavların isimleri üzerinden değil, eğitim sisteminin kendisi üzerinden birtakım tespitlerde bulunacağız.

 Türkiye’de tüm liselerde eğitim ve öğrenim koşullarının ile lise türlerinin eşit ve aynı olmadığını biliyoruz (Anadolu, İmam-Hatip, Fen, Sosyal Bilimler, Meslek, Temel vb. liseler). Hepimizin bildiği bir örnek olarak meslek liselerinde kültür derslerinin saati, diğer liselerdeki kültür derslerinin saatine göre daha azken ve meslek liselerinde son sınıfı stajla geçirmek zorunluyken temel liselerde az kişilik sınıflarda yoğunlaştırılmış bir sınav programıyla sınav hazırlığı yapılıyor. Çocuk işçilerin sayısı her geçen gün artmaktayken hem okuyup hem çalışmak zorunda kalan binlerce öğrenci olduğunu biliyoruz. Tüm bu durumlar bizleri kaygılandırıyor çünkü biz liseliler üniversite sınavına eşit şartlarda hazırlanamıyoruz.

 Okullarımızda aldığımız derslerin başarı ölçütü olarak değerlendirilen sınavlarda, ezbere dayalı sorular ile karşılaşıyoruz. Eğitimin her geçen gün daha da niteliksizleştiği, üniversiteye giriş için yapılan sınavın sonucunda alınan puana okul puanımızın da eklendiği bu durumda öğrencilerden bağımsız olarak temel liselerde şişirilmiş sınav notları ile binlerce öğrencinin önüne geçilmiş oluyor. Liseden mezun olmak ve üniversiteye girmek bu denli eşitsizken bir de ezberletilen dersler bir süre sonra hafızalardan siliniyor ve alınan bilgiler boşa düşmüş oluyor.

 Her sene 3 milyona yakın öğrencinin girdiği üniversiteye geçiş sınavında öğrencilerin yarısından çoğu baraj altında kalıp herhangi bir üniversiteye yerleşemiyor ve öğrencilerin emeği tek bir sınavla hiçe sayılıyor. Başarı kriterleri öğrencilerin kişisel yetenekleri ve ilgi alanları üzerinden değil Türkçe, matematik, kimya, fizik, biyoloji gibi ezbere öğretilen derslerden ölçülüyor. Kişisel yeteneklerimiz doğrultusunda ilerleteceğimiz yaşantımız, kimimizin matematik ya da edebiyata ilgisi olmadığından dolayı istediğimiz biçimde şekillenemiyor.

 Geçen sene tek oturum için 70 TL olan YKS ücreti bu yıl 90 TL olarak belirlendi. Asgari ücretin 2bin 825 TL olduğu bir ülkede, yoksulluk yüzünden çalışmak zorunda bırakılan çocuk işçiler ortaya çıkıyor. Hali hazırda devletten herhangi bir destek de alamayan bu öğrenciler eğitim masraflarını çıkartmak için inşaatlarda, tekstil atölyelerinde vs. çalışmak zorunda kalıyor. Daha önce birçok kez yaşanan çocuk işçi cinayetleri hala aklımızda. Dershane ve sınav parasını çıkartmak için inşaatta çalışırken iş cinayetine kurban giden Erdoğan Polat en somut örnek olarak karşımızda durmaktadır. Bizler parası olanın sınavlara girebildiği, olmayanın sınavlardan mahrum kaldığı bu elemeci-rekabetçi paralı sistemi reddediyoruz.

 Eğitim sistemi hali hazırda yukarıda açıkladığımız birçok problemi barındırırken pandemi ilanıyla birlikte bir de uzaktan eğitime geçildi. Uzaktan eğitim boyunca on binlerce öğrenci derslere erişim sağlayamadı. Birçok arkadaşımızın uzaktan eğitime erişecek telefonu, tableti, bilgisayarı, kesintisiz ve ücretsiz internet imkânı yoktu. Bizler giremediğimiz derslerden sorumlu olduğumuz değil parasız eğitim ile sınavsız üniversite talebimizi bir kez daha yineliyoruz.

 Bizler, Devrimci Liseliler olarak eğitim düzeninin dayattığı bu sistematik imkânsızlıkların bilincindeyiz. Liselilerin bu niteliksiz, anti-bilimsel, şovenist, cinsiyetçi, paralı eğitime mahkûm olmadığını yineliyoruz. Sıra arkadaşlarımızı, 52 yıldır sıralardan sokaklara götürdüğümüz mücadele bayrağını yükseltmeye çağırıyoruz!

                                                                                                                                                                            Yağmur