Hep söyleriz ; ”Ah şu ailem olmasa devrim için neler yapacağım” diye. Ya, ne güzel olurdu aile sorunu, para sorunu, örgütlenme sorunu… Olmasa değil mi? Peki soralım şimdi kendimize, bakalım ne kaldı geriye diye. Devrimcilik sadece konuşmak, okumak, yazmak mıdır? Yoksa şu ‘olmasa’ dediklerimizle savaşmak, mücadele etmek, onları çözerek ilerlemek mi? Her liseli genç ailesi ile sorunlar yaşıyor. Bir de bu genç, devrimciliğe yöneldi mi, vay haline! Feodal aile yapısı, dinsel önyargıların da güdümüyle koruma refleksini yoldaşımızın karşısına bir engel olarak harekete sokuyor. Bazı devrimciler, hatta birçok devrimci, yaptığı işi ailesinden gizler, görüleceğim fark edileceğim korkusuyla yaşar. Burjuvazinin etkisinden sıyrılıp devrimcileşmekte olan aile ilişkilerimiz uzun süre ‘çözümsüz” bir sorun beynimize meşgul ediyor. Sorun öyle söylendiği gibi anne babanın her şeyi kendi isteklerine göre ayarlama çabası veya uşaklar arası çatışma falan değil. Bilakis, gerici feodal kalıntılar taşıyan egemen sınıfların baskısı ile bütünleşmiş kapitalist toplum yapısıdır. Marx şöyle der: ” Toplum ve devlet içinde geniş ölçüde gelişen bütün çelişkiler minyatür halinde modern aile içinde vardır”. Kapitalizmin gelişmesine paralel olarak değişen üretim ilişkileri, eski aile yapısını çözerken, egemenler burjuva aile yapısını korumaya çalışır. ”Çekirdek Aile Yapısını’ sağlayarak düzeninin devam etmesini örgütler. Kadınlara ‘ev hanımı’ misyonu biçilir. Bunlara bağlı olarak aile sorununu ele alırken, her ailenin toplum içinde bir sınıfa ait olduğunu, dünyaya bakışları ve bize karşı yaklaşımlarının temelinde içinde yer aldıkları toplumsal ilişkilerin ve sınıfsal etkenlerin belirleyici olduğunu unutmamalıyız. Buradan ‘Emekçi aile, devrimci evladını destekler’ sonucu çıkartmak yanlış olur. Aile konusunda asıl önem taşıyan yer, bizim tavrımızdır. Aile baskı ve denetimi, düzen baskılarının tamamlayıcısıdır. Pekala nasıl kurtulacağız bu baskıdan! Hemen bağları koparacak mıyız? Yoksa Aileyi ikna edip mücadeleye devam mı edeceğiz. Mücadelede içinde gördüğümüz her yaştan insana rağmen çoğumuz ailemizi devrimcileştiremeyeceğimize inanırız. Elbette ki egemen sınıfların ideolojik aygıtları güçlü, anne ve babalarımızı hemen devrimcileştirmek kolay değil. Bu süreç aşamalı şekilde yavaşta ilerleyebilir. Biliyoruz ki pek çok konuda bize karşı çıkacaklar, haklı bulsalar da kabullenemeyecekler bizi çok şeyden soyutlamaya çalışacaklardır. Düzenin onlara dayattığı değer yargıları ve anlayışlarıyla hareket edeceklerdir. Ama biz kararlı olursak sonuç olarak onları eğitecek bizi kabulleneceklerdir. Emin olun mücadelemizi, bu köhnemiş sömürü düzenini yavaş yavaş tanıya tanıya öğrenecekler, politikleşeceklerdir. En basitinden ”ebeveynlerimizi” çoğu emekçi insanlar, onların çocukları olduğumuz için değil emekçi halkı devrimcileştirmek misyonumuzdan dolayı devrime çekmek yükümlülüğündeyiz. Aileyi kazanmak, onların bizi çekmek istediği geri noktaya razı olmak, uzlaşmak değildir. Devrimciliğimizi gizlemek değil, aksine onlar karşısında savunabilmemiz gerekir. Sonuçta yaptığımız işin meşruluğuna ve haklılığına sonuna kadar inanıyoruz. Kötü bir şey yapmadığımızı açıkça biliyoruz. Devrimci olduğumuz için, ailemizin sert tepkilerinin yanında, duygu sömürüsü yöntemleriyle de karşılaşabiliriz. Mevzubahis yöntem karşısında zayıf düşmek en büyük tehlikelerden biridir. Böylesi durumlarda çözüm olayı kişiselleştirmekten kurtarmak olmalıdır Senin gibi durumda binlerce genç karşı karşıyadır mücadele içinde onlarca insan vardır bir şekilde bu sorunları aşmıştır. Şu var ki işimiz, devrim ve sosyalizm yolunu başarıya ulaştırıp ailemizin, insanlığın içine düştüğü girdaptan acılardan yoksulluktan kurtarmak değil mi? Kararlı olduğumuz kadar kişiliğimiz deki değişikli de çevremize hissettirmeliyiz. Devrimciliği bir hobi olarak değil yaşam tarzı olarak özümsediğimiz zaman, sadece ailemizi değil tüm arkadaşlarımızı çevremizi kazanabiliriz. Her zaman öğrenme ve öğretme çabasında olmak şart. Halkın önce öğrencisi sonra öğretmeni olunmalı. Aile sorununu devrimci yöntemle aşalım yoldaşlar!