1886 yılında Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun 12 saatlik iş gününe karşı 8 saatlik iş günü için 1 Mayıs’ta başlattığı yürüyüşle bu tarih işçi sınıfı için önem kazanmıştır. Irkçılığın zirvede olduğu bu coğrafyada yarım milyon siyahi ve beyaz işçi sınıf bilinciyle bir araya gelmiş, egemenler karşısında tek yumruk olmuştur. Köle isyanlarından günümüze başkaldırılar egemenlerin kendi sonlarını getirecek olan ezilenlerin birlikteliğinden duyduğu korku sebebiyle kanlı yöntemlerle bastırılmaya, sindirilmeye çalışılmıştır. Amerika’da başlayan işçi direnişi de 4 Mayıs tarihinde aynı korkunun ortaya çıkardığı katliamla bastırılmaya çalışılmıştır. 2. Enternasyonal’de 1 Mayıs’ın birlik, dayanışma ve mücadele günü ilan edilmesiyle dünyanın birçok yerinde 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

1 Mayıs’ın coğrafyamızda kutlanmaya başlanması 1911 yıllarına kadar dayanmaktadır. 60’ların sonlarında dünyayı etkisine alan devrim rüzgârının Türkiye’de de yükselen gençlik ve işçi sınıfı hareketi, direnişler ve işçi grevleriyle karşılık buldu. 1 Mayıs’a giden süreç bu coşkulu havada örülüyordu. 1977 yılında Taksim Meydanı’nda yarım milyon işçinin katılımıyla ilk kitlesel 1 Mayıs için meydan dolduruldu. Kutlamanın sonlarına gelindiğinde iki el ateş sesi duyuldu. Kitle Kazancı Yokuşu’na yöneldiğinde yokuşun tırla kapatılması üzerine 36 kişi ezilerek, kurşunların hedefi olarak katledildi.

Dev-Lis’li Jale Yeşilnil de o gün 1 Mayıs’a gitmek üzere yola çıkmıştı. Kazancı Yokuşu’nda panzerin ezmesi sonucu 17 yaşında ölümsüzleşti. Jale; gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan günler için çıktığı yolda bayrağını ardından gelen Dev-Lis’lilere teslim etti.

Günümüze gelene denk 1 Mayıs eylemleri çokça kez yasaklandı, engellenmek istendi. Buna rağmen her yıl kitleler bir araya gelerek 1 Mayıs’ı karşıladı. Günümüzde pandemi süreciyle emek sömürüsü katlanarak arttı. İşçiler hiçbir önlem alınmayan işyerlerinde uzun saatler boyunca çalışmaya zorlandı, Kod-29 gibi uygulamalarla işlerinden atılıp işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edildi. Sıra arkadaşlarımız ise meslek liselerinde maske ve dezenfektan üretimine, staj yerleri kapandığında okullarda atölyelerde staj adı altında ücretsiz çalışmaya zorlandılar. Maske ve dezenfektan üretiminden devlet binlerce lira kâr ederken sıra arkadaşlarımız eli boş, salgınla baş başa bırakıldı.

2021 yılının ilk günlerinden itibaren başlayan Boğaziçi Direnişi’yle birlikte yükselen gençlik hareketi işçi direnişleriyle, halk kitleleriyle buluşarak biriken öfkeyi sokaklara döktü. Gözaltılara ve tutuklamalara rağmen “12. Cumhurbaşkanı’nın” karşısında diz çökmeden, dimdik durdu. Bugün 1 Mayıs’ın ve 1 Mayıs’a giderken kitleleri bir araya getirecek, süreci örecek faaliyetlerin tümünün yasaklanması pandemi bahanesinin arkasına gizlenmiş korkudan kaynaklanmaktadır. İşçiler ve stajyerler sürecin başından beri kalabalık atölyelerde çalışmaya, öğrenciler okullara gitmeye devam ederken görmezden gelinen salgın hastalığın bugün görünür kılınmaya çalışılmasının, Taksim dahil bütün alanların işçi-emekçilere, gençliğe, kadınlara, LGBTİ+’lara yasaklanmasının sebebi egemenlerin iktidarının sonunun gelmesinden duyduğu korkudur.

Biz Devrimci Liseliler olarak iktidarın korkusunu görüyor, 1 Mayıs yasaklarını tanımıyoruz. Pandemide atölyelerde, stajlarda; okulda sınavlarla baş başa bırakılan bizler 1 Mayıs’ta emeği sömürülen, yaşamını yitiren sıra arkadaşlarımızın hesabını sormak için alanlarda olmaya devam edeceğiz. Bugünün liselileri, yarının işçileri olarak çalınmış hayatlarımızı geri kazanmaya, tüm liselileri 1 Mayıs’ta sokakta olmaya çağırıyoruz!

YAŞASIN 1 MAYIS! YAŞASIN DEMOKRATİK LİSE KAVGAMIZ!