Zaman, geçmişin karanlığının ve ürkütücülüğünün insanlığın benliğine kazındığı, kişiliklerin bu karanlıkta yok edildiği, insanlık onurunun ayaklar altında çiğnendiği bir zamandır. Ve bu zaman, karanlığa karşı verilmesi gereken mücadelenin en pasif, en dağınık, en marjinal olduğu ve kitlesel örgütlülüğe duyulan ihtiyacın da hat safhaya ulaştığı bir dönemi içine almaktadır. Sosyalist mücadeleyi yok etmeyi amaç edinmiş 12 Eylül diktatörlüğü yaptığı kanlı eylemlerini, gerici-faşist anlayışını günümüz oligarşisine miras bırakmıştır. Sermaye 80’li yıllardan sonra sömürücü atılımlarıyla ülkemizi batağın içine sokarken sosyalist mücadele sahipsiz kalmış ve günümüze güçlü bir sosyalist kültür bırakamamıştır. ’80 ve ’90 gençliğinin ’80 öncesi mücadelenin yakaladığı karaktere ulaşamaması dönemin yaşanmışlıklarının yeterince aktarılamadığını da göstermektedir. Sosyalist kültürün tam olarak yaratılamamasını geçmişin eleştirel bakışının eksikliğinden kaynaklandığını söylersek yanılmamış oluruz.

Geçmişimizin bizlere miras bıraktığı gelenekleri incelemek ve bunları sahiplenmek ile sosyalist kültürün yaratılması 1980 öncesi militan karaktere ulaşılması açısından vazgeçilmez bir görevdir. Bu bakış açısıyla orta öğretim alanında geçmişin bizlere miras bıraktığı en kitlesel, en örgütlü militan bir ruha sahip vazgeçilmez tek örgütlülük devrimci liselilerdir. Geçmişin en büyük lisesi, gençlik örgütlenmesi olan Devrimci Liselileri incelemeden ve onun bıraktığı mirası sahiplenmeden oluşturulacak bütün yapıların temeli çürük ve yıkılmaya mahkum yapılar olarak kalacaktır.

Peki neydi bu Dev-Lis? Dev-Lis, meydanlarda emekçi yığınlar ile birlikte sermaye ve sömürüye karşı mücadele eden liselerdeki her türlü anti-faşist mücadeleyi örgütleyerek kitleselliğe ulaştıran, üstüne düşen görevleri her zaman yerine getiren, verdiği 150’ye yakın devrimci ölümsüzü ile yüreklere kazınan bir örgütlülüktür. Dev-Lis’in kitleselliğinin dönemin politik ortamına bağlanamayacağı ve ayrıca nitelik ile örgütleniş anlayışı bakımından oldukça özgün bir yapıya sahip olduğu apaçık ortadadır. Anadilde öğrenim hakkını ilk olarak ifade etmesi bile Devrimci Liseliler’in ne kadar özgün bir yapıya sahip olduğu hakkında bizlere ipucu verebilir. İçerisinde farklı geleneklerden birçok devrimcinin bulunmasına karşın mücadele meydanlarını tek bayrak altında doldurarak mücadele eden o ruhu, o mantığı yakalamak bizler için imkansız olmamalıdır.

Günümüz devrimci gençliği de geçmişin bölünmüşlüğünü, marjinalliğini üstünden atamamıştır. Fakat mücadele içerisinde gerici ve faşist eğitime karşı tek başına olanlara, kitleden ayrı hareket edenlere sermaye ve sömürücülerin fazla şans tanımadığını görerek  hepimizin bir yapıda birleşmesini engellememeliyiz. Ortaklaşmış birçok isteğimizi bir kenara atıp görmezlikten gelmemiz, sermayenin ve bu zincirin bir halkası olan gerici-faşist eğitimcilerin(?) zafer üstüne zafer kazanmasını sağlar. Kendi yapılarımızı koruyarak içinde yer alacağımız bir DEV-LİS ise sosyalizm ve devrim yolunda uzun yollar kat etmemizi ve bu ülkeye sosyalizmi taşımamızı sağlaması açısından önemli bir kapıyı aralayacaktır. Öyleyse sermayenin ilerleyişini durdurmak, özgür, sömürüsüz mutlu bir gelecek kurmak, özerk-demokratik liselerde eğitim-öğretim görmek için DEV-LİS bayrağı altında birleşerek mücadelemizi yükseltelim.

Yaşasın Sosyalizm yolunda lise hareketimiz!

Yaşasın Devrimci Lise Mücadelemiz!