Kapitalizm, içinde bulunduğu uzun soluklu krizden çıkışın yollarını arıyor. Yok olmaya mahkum olan sömürü sistemi ömrünü uzatmak için kendini sürekli yenilemek zorunda. Covid-19 süreci yeni dizayna geçiş için bir fırsat olarak görülüyor. Sistemin kendi insanını yetiştirmek için bir araç olarak kullandığı okullar da bu yenilenmeden nasibini alıyor.

2019 yılının aralık ayında ilk Covid-19 vakasının görülmesi ve ilerleyen süreçte pandeminin ciddiyetinin kavranmasıyla birlikte belirli “önlemler” alınmaya başlandı. Sokağa çıkma yasakları, kafelerin kapatılması, okulların kapatılması, 20 yaş altına sokağa çıkma ve toplu taşımayı kullanma yasağı bunlardan birkaç tanesi. Salgının coğrafyamızda yayılmasının ardından okullar kapatıldı, bununla beraber eğitimde kökten bir değişime gidildi ve uzaktan eğitim süreci başlamış oldu. Denenen uzaktan eğitim modeli; her geçen gün daha fazla niteliksizleşip gerici bir hal alan eğitim sistemi, uzaktan eğitime erişemeyen on binlerce öğrenci, altyapısı doğru hazırlanmamış defalarca kilitlenip çöken sistemlerle hayatımıza girdi.

Eğitime ayırılması gereken bütçenin savaşa, vakıflara, yandaşlara ayırılması sonucu gerekli altyapı sağlanmamakla birlikte öğrencilerde hâlihazırda var olan materyal eksikliği giderilmedi. Açıldığı kısa dönemde dezenfekte edileceği, maske ve dezenfektan dağıtılacağı söylenen okulların tuvaletlerine sabun dahi konmadı.

Hem uygulanan uzaktan eğitim hem de Ziya Selçuk sınıfta kaldı. Türkiye’de eğitim sisteminin sermaye ve piyasa etrafında şekillendiğini biliyoruz. Geçtiğimiz dönemde devlet okulları uzaktan eğitime devam ederken özel kursların, temel liselerin yüz yüze eğitime başlaması en yakın, en somut örnek olarak karşımızda duruyor. Doğrudan sermaye sömürüsüne maruz kalan meslek liseliler ise pandemi sürecini de atölyelerde, staj yerlerinde geçirmek zorunda bırakılıyor. Meslek liselerinde staj yapan öğrencilerin hali hazırda sömürüye dayalı olan okul içi atölye ve staj koşulları pandemi süreciyle daha da ağırlaştı. Pandemi sürecinin başında bütün yaşıtları evlerindeyken meslek lisesi öğrencileri hiçbir önlem alınmadan hijyenik olmayan ortamlarda maske üretmeye zorlandı. Bu şartlarda stajlarına devam etmek istemeyen, sağlığını korumaya çalışan öğrenciler sınıfta bırakılmakla tehdit edildi. Meslek liselilerin öğrenim sürecinin bir parçası olarak belirlenen staj uygulaması öğrencilerin okudukları alan üzerine olmalıyken iktidar öğrencilere maske ürettirerek, ucuz iş gücünden faydalanarak pandemi sürecinin zararını en aza indirme projesini meslek liselilerin üzerinden gerçekleştirmek istiyor.

Patronlar pandemiyi bahane ederek zaten düşük olan staj ücretlerini vermeyi reddedip ücretsiz çalıştırma girişiminde bulunurken, staj defterini doldurmak zorunda kalan öğrenciler Pandemi döneminin yakıcılığını en çok hissedenler oldu. 20 yaş altının sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen staj adı altında meslek liselilerin hijyenik olmayan ağır koşullarda çalıştırılması, önlem adı altında karşımıza çıkarılan yasakların kâr söz konusu olduğunda nasıl yok sayıldığını gözler önüne serdi. Meslek liseliler kötü çalışma koşullarının yanında pandemiden kaynaklı staj yeri bulamama, buldukları işletmelerden ücretlerini alamama vb. sorunlarla karşılaşırken bir yandan da stajlarını tamamlamadıkları takdirde mezun olamayacakları yönünde baskıyla baş başa kaldı. Pandemi süreci ile stajyer öğrenciler staj-emek sömürüsünü, emek-sermaye çelişkisini daha yakıcı bir biçimde hissediyor.

Şimdilerde 5 yaşından itibaren başlayan okul serüveninde sabahları erken saatlerde okula gönderilmek, ileride içine atılacağımız sömürü hayatına alıştırılmak üzere belirleniyor. Sorun çıkarmayan itaatkâr “köleler” olmamız için bir dizi kurallar çerçevesinde devam sağlamaya zorunlu kılındığımız, 6 saatle başlayıp 8 saate kadar ders dinlemek zorunda bırakıldığımız okullar bir fabrikanın çalışma düzenine uygun hazırlanmış görünüyor. Kılık kıyafet, oturup kalkma, okula giriş çıkış hatta sorulacak sorulara kadar belirli kurallara tabi olan bizler kurallara uymadığımız takdirde karşılaştığımız yaptırımlarla bugün nasıl ki okuldan atılabiliyorsak yarın da benzeri kurallara uymazsak işten atılacağımızı öğreniyoruz. Müfredat dersleriyle iktidarın gelecekte görmek istediği nesil yaratılmaya çalışılıyor.

Yakın zamanda din derslerine gösterilen önem artarken pozitif bilim derslerinin içinin boşaltılması, ders kitaplarında yer verilen kadın figürlerinin evde yemek-temizlik-çocuk bakma üçgenine sıkıştırılmış olması, tarih kitaplarında iktidarın gözünden yazılmış başka hiçbir kitapta bulamayacağımız “hikâyelerin” bulunması yaratmak istediği tipolojinin karakterini belirleyen detayları oluşturuyor.

İktidarın “geleceğimiz için okulları açmak istiyoruz” söyleminin aslında kendi gelecekleri ve yaratmak istedikleri gençlik kitlelerine ulaşmanın yolu olarak okulları görmesinden kaynaklandığını görebiliyoruz. Pandemi sürecinin başından bu yana ara ara önümüze çıkan okulların açılması gündemi yüz yüze sınavlar için tarih verilmesiyle birlikte netliğe ulaşmış oldu. Pazartesi günü alınan kabine kararları günlerdir isyanını dile getiren ve sosyal medyanın gündemine oturan liselilerin taleplerinin göz ardı edildiğini açıkça gösterdi. Bazı illerde okullar açılırken bazı illerde açılmaması yönünde karar alındı ancak yüz yüze sınavların ertelenmesi konusunda herhangi bir adım atılmadı. Erteleme değil iptal istiyoruz diyen liselilerin sağlığı göz ardı edilerek sınavların yüz yüze gerçekleştirilmesi kararı alındı. Günlerce süren tag çalışmaları, uzaktan eğitime erişemeyen binlerce öğrenci, niteliksiz eğitim görmezden gelinerek yüz yüze sınavda ısrarcı olunmasının sebeplerinden biri de “normalleşme” söyleminin altında yatan ekonomik kaygılar.

Eğitim politikalarında iyiye dönük hiçbir adım atmayıp oku özel okullara teşvik paketlerine çeviren iktidar “nitelikli” eğitimden yararlanmanın koşulunu özel okullara aktarılan paralarla sağlamaya, sermayenin kasasını doldurma çabasıyla milyonlarca öğrencinin sağlığını tehlikeye atmaya çalışıyor. Mevcut durumda hala sürmekte olan salgın koşullarında bazı illerde okulların açılması kararına karşılık olarak öğrencilerin okullara nasıl gideceği, hangi koşullarda okulların açılacağı konusunda daha önce de birçok kez sözümüzü söyledik. Burada yineliyoruz, öğrencilerin ezici çoğunluğu okullara ulaşımını toplu taşıma araçlarıyla sağlamaktadır. Ulaşım kartlarına HES kodu taratma uygulaması salgın sürecinde önlem olarak değerlendirilebilecek bir uygulama değildir. Her bir seferini tamamladıktan sonra araçların hijyenik koşullarda dezenfekte edilmesi zorunluluktur. Maske, eldiven, dezenfektan her öğrenci ve eğitim görevlisine ücretsiz ulaştırılmalıdır. Sınıflarda öğrenci sayısı düşürülerek, uzun süre kapalı ortamda çok sayıda öğrenci bir arada bulunmamalıdır. Sınıflar düzenli olarak profesyonel bir ekip tarafından dezenfekte edilmeli, lavabolarda sabun, su, dezenfektan gibi hijyen malzemeleri eksiksiz ve sürekli yenilenecek şekilde hazır bulundurulmalıdır.

Yukarıda tarif ettiğimiz gibi gereken altyapı sağlandığı takdirde teorik dersler online olarak devam etmeli, her bir öğrencinin eşit şartlarda öğrenim görebilmesi için her türlü materyal eksiği giderilmelidir. Okulların belirli sınıflara açılması kararına karşın, uzaktan eğitimde yaşanan erişim sorunu derhal çözülmeli, sistemlerin alt yapısı sorun yaşatmayacak/çökmeyecek şekilde güçlendirilmelidir. Göstermelik olarak dağıtılan tabletler ile değil mahalle, ilçe, illerde kurulacak ihtiyaç noktalarında öğrencilerin ihtiyaçları tespit edilmeli ve karşılanmalıdır. Eğitim nitelikli hale getirilmeli, pozitif bilimlere gösterilen önem arttırılmalıdır. Her öğrencinin eşit şekilde, parasız ve anadilde eğitime erişmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Burada bir kısmını yazdığımız koşullar oluşturulmadan ne yüz yüze sınavı ne de verilen eğitimi kabul etmiyoruz!

Geleceğimizi de, sağlığımızı da riske atmıyoruz!

Sınava iptal; liseye eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim istiyoruz; alacağız!