Bir ülke toplumunun yaşadığı sorunlar, doğal olarak o toplumun içinde yer alan tüm bireyleri etkiler. Bir ülkenin sosyal, siyasal problemleri da doğal olarak o ülkedeki her alana ve kuruma öyle ya da böyle etki eder. Hatta bazı kurumlar bu çarpıklıkları bünyesinde toplar ve gelişimini hızlandırır.

Bu alanların başında da doğal olarak eğitim yer alır. Çünkü eğitim alanı bir toplumun şekillenişine en çok etki eden alandır. Tarihten bugüne iktidar olan kim olursa olsun eğitimi kendi istekleri doğrultusunda değiştirip dönüştürmeye çalışmıştır. Var olan iktidarın yanlışlıklarını ve eksikliklerini görebilecek ve daha iyisinin olması gerektiğini bilincine ulaşabilecek bir toplum; iktidarın varlığını tehlikeye düşüreceğinden dolayı, toplum gereğinden fazla bilinçlenmemelidir. Hele bu bilinci bir şeylerin değişmesi gerektiği noktasına asla ulaşmamalıdır. Bu nedenle azınlığın çıkarını koruyan bir iktidarın devamlılığı, hükmettiği toplumun onu değiştirme bilincine yükselmesi ile ters orantılıdır.

Yukarıda bahsettiğimiz durumlar Türkiye’de aynen geçerlidir. Var olan egemenlerin çıkarlarının, bu ülkede yaşayan tüm halkların çıkarlarına ters olduğu gün gibi ortadadır. Aksi takdirde halk bu krizlerden giderek yoksullaştığı halde, sayısı çok az olan bir kesim servetlerine servet katarak çıkamaz. Bu gelir dağılımı uçurumunun üstünü örtmek için yapılan kampanyaların başını çekenlerin yine servetine servet katan kişilerle aynı olması da bir tesadüf değildir. Bu sistemin böyle devam etmesi için halkı tüm araçları ile hapsetmesi gerektiğini bilen egemenler bunu da çok iyi başarmaktadır.

Egemenlerin kullandıkları bu araçların başında doğal olarak eğitim geliyor, demiştik. Bir bireyin, 7 yaşında başlayıp genelde 21-22 yaşına kadar süren aile ve devlet kurumlarındaki eğitim süreci; başlı başına bir insan ömrünün 1/3’ü kadardır. Bu denli uzun bir eğitim sürecini tamamlayabilen azınlık bir kesim olsa da en azından bu sürecin yarısını büyük bir çoğunluğumuz öyle ya da böyle tamamlıyoruz. Bu da devlete bireyi istediği gibi değiştirmek için hiçbir imkânın sağlayamayacağı kadar geniş bir fırsat sağlıyor. Zaten kapitalizmin çıkarları için uzun tutulmaya çalışılan eğitim süreci, bir yandan da bireylerin istendiği gibi işlenmesine hizmet ediyor. Biz kendimizi ele alan bir yerden bu süreci değerlendirmeye çalışırsak her şey gün gibi ortaya çıkacaktır.

Biz lisede okula girişimizden başlayarak bitirene kadar içine alındığımız cendereyi incelediğimizde egemenlerin ne yapmak istedikleri ortaya çıkmaktadır. İlkokul sıralarında doğal karşılamaya başladığımız “Rahat! Hazır ol!” komutuyla okula alınmak bizim birer öğrenci değil birer asker olmamız gerektiğini ortaya çıkarıyor. Kafamızın içindekinden çok saçımız ve kıyafetimizle ilgili olan idarecilerin bizden istedikleri; emirlere itaat eden, verilen dersleri anlamak yerine ezberleyen, büyüklerini, öğretmenlerini, daima seven ve karşı gelmeyen bir ‘’Türk evladı’’ olmamız; Türk olmasak bile. Çünkü onlar bizim için neyin iyi olduğunu bizden çok daha iyi biliyorlar. Bu yüzden “Neden? Nasıl?” gibi sorular sorup işi yokuşa sürmemeliyiz, asla sorgulamamalıyız. Ve hatta eğitimde fırsat eşitliği, bedenimize ve beynimize yapılan baskıların kaldırılması, öğrenim özgürlüğü vb. şeyler istemek vatana millete ihanet etmekten başka bir şey değildir.

Böyle yaptıklarında sistemsel sorunlar ortadan kalkacakmış gibi düşünmenin gafleti bir yana, var olan sistemin ömrünü uzatma çabalarını haklı göstermek için bunlara kılıf uydurarak bize yutturmaya çalışmaları daha bir acınası durum ortaya çıkartıyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki başta topyekûn var olan sistem, özelde de eğitim alanı baştan aşağı çökmüş bir haldedir. Bu nedenle biz var olan sorunları dile getirip bunları değiştirmek için yılmadan mücadele edeceğiz ve onların istediği gibi birer robot olarak hayatımızı devam ettirmeyeceğiz!

Her zaman eğitimde fırsat eşitliğini savunacağız ve eğitimin özelleştirilmesine karşı çıkacağız!

Eğitimin bir lütuf değil bir hak olduğunun bilmeyen insanlar; zengin ailelerin çocuklarının sayısı 15-20’yi geçmeyen sınıflarda en iyi eğitimi alırken fakir bir ailenin çocuğunun ilköğretimi bile zar zor bitirmesinin kader olduğunu düşünmektedir. Çünkü egemenlerin istekleri doğrultusunda şekillenen eğitim, çok büyük bir ticari pazar payı oluşturmakta ve tamamen kâr amaçlı kullanılmaktadır.

İktidarın eğitimi bu kadar hızlı özelleştirmesinin en büyük nedeni de pazar payını arttırmaktır.

Okuldaki seçmeli dersler keyfiyete göre seçilmekte kişinin istek ve yetenekleri hiç dikkate alınmamaktadır. Bunun bahanesi de dersi seçen öğrenci sayısı az ya da sınıf az diyerek dile getirilmektedir. Özellikle din dersleri seçmeli yapılmamakta ve sadece bir tek dinin dersi olarak bize dayatılmaktadır. Normalde bu dersler, her dini ve mezhebi kapsayan bir yerden bilimsel bir şekilde anlatılmalıdır.

Ders kitaplarında erkeğin yerinin salonda televizyon izlemek, kadının yerinin ise mutfakta bulaşık yıkamak, yemek yapmak olduğu anlatılmaktadır. İktidarın kadın düşmanı politikaları, eğitim politikasının içinde de kendisine yer bulmuştur. Kadını eve hapseden ve ev işlerinden başka bir şeyle ilgilenmeyen bir pozisyonda anlatması bunun bir örneğidir. Ders kitaplarında aynı zamanda birçok cinsiyetçi ifade ile de karşılaşırız. Eğitim kurumunun kendisini bir araç olarak kullanan iktidarın yaratmak istediği neslin aksine anti-cinsiyetçi eğitimi savunmaya devam edecek ve bu mücadelenin sonunda biz kazanacağız!

Bize, tek yönlü ve iktidar perspektifinden ders kitapları dayatılıyor ve bir bilginin sadece iktidar tarafından istenilen yönleri anlatılmaktadır. Pozitif bilimlerle ilgili derslerin hiçbiri laboratuvarlarda görülmemekte, her şey teoride kalmaktadır. Sınıf geçmek için ezbercilik dayatılmakta bu nedenle de şimdiye kadar binlerce öğrencinin eğitim hayatı bitirilmiş ve bitirilmektedir. Bizlere öğrenmek için değil sınıf geçmek için okuduğumuz düşündürülmeye çalışılmaktadır. Çünkü başarının kıstası sınıf geçmek olarak konmuştur. Eğitim, niteliksizleşmiş ve bilimin ışığından gittikçe uzaklaştırılmıştır. Nitelikli ve bilimsel eğitim istiyoruz ve alacağız!

Biz Devrimci Liseliler olarak eşit, parasız, bilimsel, anadilde, anti-cinsiyetçi eğitim istiyoruz ve alacağız!