“Şimdi onlara nefes alan herkesin eşit olduğunu öğreteceğiz!”

17 Kasım tarihini bir kenara not etmekle başlayalım. O tarih, ülke gündeminde ve hafızamızda hala fazlasıyla yer edinen Rabia Naz cinayetiyle ilgili bir tarihtir. DEV-LİS’in Taksim Meydanı’nda “bundan sonra ‘hesap soracağız’” sloganını sadece slogan olarak kullanmayacağız” dediği günün tarihidir. Bundan sonra hayat cesaretle yoğrulacaktır. Milyonlarca insan bu eylemi gördü, izledi ve daha fazlası için “keşke” dedi. Daha fazlasını sadece Rabia için düşünmeyin, kastettiğimiz ülkede adalete kavuşmamış olan herkes ve her şey içindir. Cumartesi Anneleri’nin kayıpları, Soma işçileri, Madımak Katliamı’nın failleri, Berkin Elvan’ın, Ali İsmail’in ve daha nicelerinin hesabının sorulması içindir bu eylem. Nerede yarım kalmış bir şarkı var ise orada onu tamamlayanlar da çıkacaktır. 17 Kasım işte böyle bir anlam taşır. İçimize dolmuş bir öfkenin dışa vurumu lise öğrencilerinin ülkenin en önemli meydanında yaptığı eylemle gelişti. DEV-LİS’in Rabia Naz eylemi üzerinden o kadar çok olumlu tepkiler birikti ki liseli devrimcilerin cesaret adımları milyonlarca insanın gönlünde taht kurdu. 50 yıllık DEV-LİS tarihinde bir kez daha gördük ki devrimci liseliler tarihsel görevini yaptı ve bu eylemi bütün insanlığa armağan etti.

Ardından gelişen olaylar bütünlüğü ise çok daha “garip”. Garip diyoruz çünkü içimizde ki insana özgü his, bu hissin herkeste neden aynı olmadığını sorguluyor. Bakan Soylu’dan bahsediyoruz. DEV-LİS’in eyleminden sonra bir gazetecinin Rabia Naz için eylem yapan DEV-LİS’lilere polis şiddeti orantısız değil miydi sorusuna kem küm ederek cevap verdikten sonra asıl içindekileri döküldü: “örgütler kendisine Rabia Naz üzerinden alan açmak istiyor“. Bu cümleyi Süleyman Soylu’dan çıkaralım, bu cümle bütün AKP’nin cümlesi. Hangi AKP’liye sorsan aynı cümleyi kurardı. Rabia’nın ölümü ne denli karanlıksa bu cümle de öylesine karanlık ve tehlikeli bir cümledir. AKP için artık şu denilebilir; “onlar sadece siyasi çıkar ve bir rant örgütü-çetesidir“. Onların insan olmasını beklemiyoruz, onlar çoktan yoldan çıkmış ve tam karşımızda konum almış düşmanlardır. Bizi suçluymuşuz gibi göstermelerine geçit vermeyeceğiz. Bu saatte sonra ülkede verilecek her kavga insani komünal-özün egemen olacağı kavgadır. Kavganın seyrini biz belirleyeceğiz, şarkılarımızı kendimiz yazacağız.

ÖZGÜRLÜK SOKAKTADIR

“Onlar bir avuç, biz ise milyonlarız.

Kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur ama

kazanacağımız koca bir dünya vardır.”

Cesaretin tam kendisi olanlar tarihi yazmaya devam ediyor.  Gençlik bugün tüm dünyada sokaklarda politik özne ve öncülük için  mücadele ediyor. Şili’den Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Hong Kong’a kadar birçok ülkenin sokaklarında politik ve ekonomik özgürlükler için mücadelelerin tam merkezinde gençlik var. Bu ortak talepler emperyalist-kapitalist sistemin neo-liberal politikalarının ürettiği sorunlarının artık daha fazla gün yüzüne çıkmasıyla belirmiştir.  Yaşamsal geçimin zorlaştığı, anti demokratik uygulamaların toplum içerisinde karşılık bulmadığı bir siyasal atmosferin sonuçları sokaklarda mücadeleyle geri çektiriliyor.

Ne kadar da benzer talepler var ülkemizde. Hatta denilebilir ki daha fazlası mevcut. İdeolojik ve siyasal baskılama merkezi olarak çalışan faşist AKP hükümeti egemen kapitalist sistemlerinin ve kendi çıkarcı gruplarının devamını garanti altına almak için gençliğin devrimci, değişimci ve dinamik olan duygusuna karşı saldırmaktadır. Zamanında açıkça söylemişlerdi: “dindar bir gençlik istiyoruz”. Bizler de aynı açıklıkla cevap vermiştik: “iyi de o işler o kadar kolay değil işte”. Kolay olmaması AKP’nin bunu uzun yıllara yaymak ve hissettirmeden yapma isteğinden değildi. Tam aksine “biz varız, sana geçit vermeyeceğimiz gibi senin sonunu da biz hazırlayacağız” manasındaydı. Bu sözümüzün de her zaman arkasında duracağız. Sanılmasın ki sadece protesto yürüyüşleri yapacağız. Tam aksine faşizme karşı mücadele neredeyse biz orada cesaretimizle var olacağız. Sokağın gerçek sahipleri sokağın değiştirici-devrimci gücünü orada var edecektir.

Gençliğin AKP’nin politikalarına karşı kayıtsız kalmayışı, AKP’siz bir sabaha uyanma isteği ve nereden türediğini bilmediğimiz! “çaresizlik” duygusuna karşı demokrat değil devrimci olacağız. Faşist AKP hükümetinin olmadığı bir sabaha uyanmakta mümkün, işsiz gezilmeyen bir gündüz de ve hatta aç yatılmayan bir gece de mümkün. Bu, sen her kim isen mümkündür; lise sıralarındaki bir liseli, kampüslerde bir üniversiteli, mahalleli biri, Türk- Kürt- Arap- Ermeni- Sünni ya da Alevi… Yani sen var olmak istiyorsan bu kavgada zaferi de mümkündür. Bu var olma kavgasıdır. AKP hükümetinin faşist baskılarına karşı sokakları özgürleştirme kavgasıdır. Unutmadan; az önce “… demokrat değil devrimci olacağız” dedim. Demek istediğim; TV’lerde, sokaklarda, meydanlarda devrimcilerin yaptıklarını izleyip “haklısınız arkadaşlar” demenizi istemiyoruz. Bize, “can-ı gönülden” destek verdiğinizde, biz hissetmiyoruz bile arkadaşlar. Hissettiğimiz an, o eyleme beraber gidip slogan attığımız andır.

Gençliğin devrimci gücü her zaman hareket halindedir. Liselerde AKP’nin “eğitimsizlik” projelerine karşı da bir güç her an kendisini yenilemektedir. Bu güç sensin, benim veya o. Gıpta ile izlediğimiz Şili sokakları, Türkiye’de yaşanmadı mı sanıyoruz? Gezi Direnişi gençliğin de topyekûn direnişi olmadı mı?

NEREDEN BAŞLAMALI MI YOKSA NEREDE KALMIŞTIK MI?

“müzik değişince dans da değişir”
Anonim Bir Atasözü

AKP’nin her yanımızı kuşatma hamlelerine karşı satranç maçı misali tek tek karşılık vermeyeceğiz. Sıra bir onlarda bir bizlerde olmayacak artık. Bundan sonra bizim neler yapacaklarımızı hesaplamaktan kafalarını kaldıramayacaklar. Nerede bir adaletsizlik varsa orada sivil otoriteye karşı direniş büyütülecek. Sanmayın arkadaşlar, DEV-LİS sadece basın açıklaması yapmayacak. Emin olun ve güvenin, hiç öyle yapmayacağız. Güç verin, örgütlenin ve arkanıza yaslanın. Kavga artık daha güzel olacak çünkü üzerimizdeki kuşatmayı kuşatacağız.

Teşhir ne demek duymuşsunuzdur. Peki, size birkaç soru. Örneğin bir müdürün ya da öğrenci düşmanı bir öğretmenin sokak sokak afişlerinin yapıldığını veyahut o kişinin öğrenciden özür dileyecek kadar sistematik teşhir edilebileceğini hayal ettiniz mi? Kazanımlarının öğrenciler için neler olacağını tahmin bile edemezsiniz. Faşist birinin devrimci örgütlenmelerin önüne geçtiği anda devrimci gücümüzün neler yapabileceğini acaba tahmin edebiliyorlar mı?

AKP’nin eğitim alanındaki politikalarına karşı akademik-demokratik ve siyasal taleplerimizi en üst sıralara kazıyacağız. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde ve cinsiyetsiz eğitim için mücadele fikirlerimiz ve pratiklerimiz dilden dile yayılacak.

Liselerde özel olarak biriyle derdimiz yok. Yani sivil otorite olarak kabul ettirilmek istenen müdür, öğretmen, güvenlik görevlisi vb. gibi kişileri asli unsur olarak görmüyoruz. Eğitim sistemini tamamen değiştirmeyi istiyoruz ama bilinsin ki sivil otorite olarak liseliler üzerinde hakim kılınmak istenen kişilere karşı da boynu bükük beklemeyeceğiz. Liselerden her gün şiddet haberleri, taciz-mobbing-tecavüz haberleri, dilinden ve inancından kaynaklı ezilmeye çalışılan öğrencilerin haberleri gelirken elimiz kolumuz bağlı oturmayacağız. Bu mağduriyet değildir ve bunlar artık her bir gencin sisteme olan öfkesiyle karşı karşıyadır.

Tarifini koymaya çalıştığımız noktanın üretim yeri cesarettir. Lokal anlamıyla sadece “homurdanmalar” şeklinde ilerleyen bir öfkelenme hedefe varamaz. Eğitim alanlarında homurdanma kendi içimize attığımız öfkemizdir. Farkında mıyız, böylesi bir öfke kimin işine yaramaktadır? Yani gerçek anlamıyla öfkeyi, hedefine örgütlü ve organize bir şekilde yöneltmediğimiz sürece eşitlik, adalet ve özgürlük gerçekleşebilir mi? Karikatürize edersek, birileri bir yerlerde slogan atıyor ama çevrede ne insan var ne de sloganın hedefindeki insan. Homurdanmalar örgütlü ve organize bir biçime dönüşmediği sürece bu durum aynen böyle kalmaya devam edecektir. Bu AKP’siz bir yaşam isterken aslında onunla da bir yaşamı kurgulamaya çalışıyoruz demektir. Çaresizlikten midir bütün bunlar? Düşüncesi bile artık tahammül edilemeyecek seviyedeyken faşizme karşı mücadelede anahtarımız cesaret, sloganımız özgürlüktür.

Kimse “cesaretle ne değişir sanki” demesin. Çok şey değişir. Aklımızdakileri yazsak az bile kalır. Hatta şöyle diyelim; dünya bile değişir. Sistemin çarpıklıklarını ve onu uygulayanların rezilliklerini her yerde herkese göstereceğiz. Şunu bir düşünün, geçtiğimiz günlerde İstanbul Çatalca’da pazar alışverişi yaparken çıkan bir tartışmada Tayyip Erdoğan ve AKP’yi eleştiren 63 yaşındaki bir kadın kendisini ihbar eden kişinin ifadeleri doğrultusunda gözaltına alındı. Gözaltında savcılık talimatı ile avukatla görüştürülmedi, ilaçları verilmedi ve en sonunda ne oldu biliyor musunuz? Yurtdışına çıkış yasağı ile bırakıldı. Güler misin ağlar mısın? Ya da başka bir önerisi olan var mı? Biz biraz önce “başka bir öneri” sunduk. Gerisini bundan sonra “onlar düşünsün“.

Arjantin’in Erdal Erenlerini, Necdet Adalılarını anlatan “Kalemlerin Gecesi” isimli bir film var. Film liseli devrimcilerin eğitim sistemine karşı mücadelesini ve hapishanelerde faşizmin esas yüzünü gören bu devrimcilerin hikâyelerini ele alıyor. Spoiler vermek istemiyorum ama bir sahne var onu kısaca anlatmadan duramayacağım. Bu arkadaşlarımız hapishane hücrelerinde ayrı ayrı tutuluyorken organize olup bir anda şarkılar söylemeye başlıyorlar. Faşizmin saldırılarına, insanlık dışı uygulamalarına ve “dışarıda” yine yüzlerce insan sömürülüyorken söylenen o şarkı bir anlamıyla cesaretin kendisi oluyor. Çok şey değiştiriyorlar işin özü. İmkânsızın olduğu yer denilen mekanda imkanı yaratabiliyorlar.

Velhasıl, artık “eski sistem” kalmadı. Ortada, “kalmayan” bir şeye dair de eskiden verdiğimiz kavganın da aynısı kalmadı. Bu da bizim mücadele manifestomuzun esas çizgisidir. Bilinsin ki kavgamızın, mücadelemizin yöntemlerini değiştiriyoruz. Açıkça da söylüyoruz bunu. Devrimci gençliği kuşatmak istediğiniz her an aslında biz sizi kuşatıyoruz. Şehir meydanlarını kapatsanız da, liselerde-üniversitelerde-sokaklarda yaşanan bütün insanlık dışı uygulamaları gizlemeye çalışsanız da “bizim her yerde gözümüz var“, bilesiniz. Hatta özlü bir sözümüz de var bununla ilgili;

iki tane gözün varsa senin, binlerce gözü var partinin/ her yoldaşın bildiği kendi kenti, beş kıtanın beşini de biliyor parti/ her yoldaşın bir vakti saati var, partinin ise tarih saati/ her yoldaşı yok edebilirler her an, parti ise yedi değil, binlerce can”-Bertolt BRECHT

Mesajımızın doğru yerlere gideceğini biliyoruz. Üstüne alınacak olan AKP’lilerin, onların okullarda bulunan “sözde” müdür ve öğretmenlerinin, sokaklarda “bugün hangi kadına saldırsam?”, “bugün hangi canlıya zarar versem?” diye gezenlerin kulağına gitsin diye bütün bunlar. İşin özü; hedefimiz net bir şekilde sistemle kavga ediyoruz.

DEV-LİS’in özü asabiyete dayanır. Asabiyetten kastım da sinirli olmak değildir sadece. Sinir varsa eğer o sinir, sisteme ve onun temsilcilerinedir. Diğer anlamıyla da ortak duygu ve düşüncelerdir. Nerede olursa olsun, birbirleriyle iletişim kuramasa bile, her yoldaşın aynı olay karşısında sanki beyin fırtınası yapıyormuşçasına daha güzel bir fikir çıkarma halidir asabiyet. Dalga dalgadır aynı zamanda. Bir ildeki DEV-LİS’liler ne yapıyorsa diğerleri de hemen tatlı bir rekabete girer. Yayılır gider böyle. Ayrı bir heyecandır, ayrı bir tutkudur DEV-LİS’in her şeyi. Bir keresinde hatırlıyorum “uyuyan liseliler” eylemi yapılıyordu. Eylem dediysem yanlış olmasın, sokakta yapılmadı. Her lisenin herhangi bir sınıfı eylem alanı olmuştu. Berkin Elvan için “o aramızda yoksa biz de artık yokuz” anlamıyla başlayan bu eylemler hızla ülkenin birçok noktasında vücut bulmuştu. Hafızam beni yanıltmıyorsa Erzurum’dan eyleme katılanlar da oldu Çanakkale’den de. Hepsi bir anda başlayıp hızla yayıldı. Müthiş bir etkiydi. Önüne geçebilene aşk olsun, durdurulamıyordu. Rüzgârı arkamıza fazlasıyla almıştık. Hem sürece irademizi koyup yön verebiliyorduk hem de düşünsenize rüzgâr da bizden yana esiyordu. O gün orada da bir kesinlik vardı; Berkin özelinde bütün adaletsizliklerin hesabını sormaya yemin etmiştik. O günden sonra kavgaya daha fazla atıldık, atılım yaptık. Sonra bugünlere kadar geldik. “Yapamayacağımız hiçbir şey yoktur ve bir işin hakkını vermek istiyorsak onu da yaparız. Kuru kuruya slogan atmayız” sözünü aslında o gün hayata geçirmenin yeminini ettik. İşte bu asabiyet ve gücümüz örgütlülüğümüzden gelir.

Velhasıl, biz “bittiler” diyene kadar edilecek çok kavga var. Daha planlı, disiplinli, istikrarlı ve her yanı daha fazla cesaretle dolu olan bir DEV-LİS’i ilmek ilmek örmeye her an ve yeniden çalışıyoruz. Nereye gideceğimizi çok iyi biliyoruz ve o yüzden “nerede kalmıştık arkadaşlar?”